AYŞE SUCU İLE İNANÇ VE YAŞAM 10.01.2013 / BÖLÜM 3

HALK TV Ayşe Sucu ile “Yaşam ve İnanç” 10.01.2013 tarihli programın ikinci bölümü, konukları Prof.Dr.Ahmet Akbbulut ve Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü Din Eğitimi Ana Bilim Dalı Remziye Ege

AYŞE SUCU İLE İNANÇ VE YAŞAM 10.01.2013 / BÖLÜM 2

HALK TV Ayşe Sucu ile “Yaşam ve İnanç” 10.01.2013 tarihli programın ikinci bölümü, konukları Prof.Dr.Ahmet Akbbulut ve Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü Din Eğitimi Ana Bilim Dalı Remziye Ege

AYŞE SUCU İLE İNANÇ VE YAŞAM 10.01.2013 / BÖLÜM 1

HALK TV Ayşe Sucu ile “Yaşam ve İnanç” 10.01.2013 tarihli programın birinci bölümü, konukları Prof.Dr.Ahmet Akbbulut ve Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü Din Eğitimi Ana Bilim Dalı Remziye Ege

AYŞE SUCU İLE İNANÇ VE YAŞAM 03.01.2013 / BÖLÜM 2

HALK TV Ayşe Sucu ile “İNANÇ VE YAŞAM” konukları Prof.Dr. Kenan Gürsoy, Prof.Dr. Ahmet İnam, Prof. Dr. Şaban Ali Düzgün.İlk programının konusu olarak da “İNSAN VE İNANÇ” ele alınmıştır.

Son Yazılar:

17 Aralık 2013′ten bir gün önce 16.12.2013 tarihli Ayşe Sucu-Sözcü Gazetesi köşe yazısıdır.

01 Nisan 2014 Uncategorized Yorum Yok

“Eğer bir millet iktidarda bulunan kişilerin alçaklığını, hırsızlığını, yalnızca kendi siyasi görüşünden olduğu için görmezden geliyorsa, o millet erdemini yitirmiştir; erdemini yitiren millet bir gün vatanını da yitirmeye mahkumdur”
Bu söz Niccolo Machlavelli’ye ait.
Kimseyi suçlamak gibi bir niyetim yok.
Ancak geçmişten günümüze Türkiye’de hakim olan bir görüşe tepki duyuyorum. “Kaynakların ve adaletin tahsisini gerçekleştiremiyor, hak-hukuk tanımıyor ama hiç değilse bizden, benim partimden, öbürlerinin ne olduğu belli değil” gibi bir mantık olamaz.
Sırf mensubu olduğu görüşün baskın olmasının fanatik hazzını yaşamak için, adaletsizliklere, haksızlıklara, hırsızlıklara göz yummak… Bunun izahı yoktur.
Kuşkusuz toplum ahlakı ile siyaset arasında bir paralellik söz konusu. Aristo’dan sonra ikinci öğretmen olarak anılan Farabi, ahlaklı insanların siyaset yapması gereği üzerinde durur.
O’na göre “doğruyu sevip yalandan nefret etmesi, paraya pula değer vermemesi, adaletli olması, ılımlı olması, azimli ve iradeli olması” gibi temel prensiplere haiz karakter sahipleri ancak “faziletli şehrin” yönetiminde olmalıdırlar. … Devamını Oku

Bu iktidar mı muhafazakâr?

01 Nisan 2014 Uncategorized Yorum Yok

Si­ya­si olu­şum­la­rın ve­ya ik­ti­dar­la­rın bir dür­tü­sü, “düş­ma­n” oluş­tur­mak­tır. Bu ba­zen ha­ya­li düş­man­lar­dır.
Ber­lin du­va­rı yı­kı­lır­ken glo­bal an­lam­da sis­tem bir­li­ği­ne adım atıl­dı. Tüm dün­ya­da ha­kim kü­re­sel “düş­man­la­rın” ye­ri­ni, ye­rel “düş­man­la­r” al­dı.
1989 son­ra­sı Tür­ki­ye so­mut bir şe­kil­de ka­pi­ta­liz­me ek­lem­le­nir­ken, kü­re­sel ka­pi­ta­liz­min “düş­man gar­dı­ro­bu­nu­” he­men sa­hip­len­me­de te­dir­gin dav­ran­dı. Çün­kü ya­kın ta­ri­hi (1960-1980 dö­nem­le­ri) iç kar­ga­şa­lar­la do­luy­du. Üs­te­lik Tür­ki­ye­’nin ku­ru­lu­şu ge­re­ği ya­pı­sı her­han­gi bir “iz­m”­e ka­pı­la­cak ve düş­man­lar ya­ra­ta­cak bi­çim­de de­ğil­di. Cum­hu­ri­ye­tin ilk yıl­la­rın­dan be­ri hiç­bir ön­der ül­ke hi­ma­ye­si­ne gir­me­den ken­di­ne gü­ve­nen bir kal­kın­ma stra­te­ji­si iz­len­miş­tir. An­cak saf pi­ya­sa eko­no­mi­si ye­rel düş­man­la­rı­nı çok­tan be­lir­le­miş­tir: Sol­cu­lar, la­ik­ler, mil­li­yet­çi­ler, ye­ri gel­di­ğin­de mil­li­yet­çi İs­lam­cı­lar ve hat­ta sos­yal de­mok­rat­lar…
2002 ön­ce­si çal­kan­tı­lı bir dö­nem. Kü­re­sel öl­çek­li bü­yük bir kri­zin he­men son­ra­sı. Dün­ya­nın eko­no­mik ola­rak ye­ni bir yük­se­len çev­ri­me gi­ri­şi­nin baş­lan­gı­cı… Tam da bu dö­nem­de or­ta­ya çık­tı AKP.
Ana­do­lu hal­kı­nın ge­le­nek­le­ri­ni, ana­ne­si­ni, di­ni inan­cı­nı söy­le­mi­ne ka­ta­rak ve “3 Y” ile ya­ni Yol­suz­luk, Yok­sul­luk ve Ya­sak­lar­la mü­ca­de­le ede­ce­ği­ni va­at et­ti. Top­lu­mun bü­yük kıs­mı­na ulaş­ma­yı ba­şar­dı. Yo­la çı­kar­ken pek çok kö­şe ya­za­rı­nın des­te­ği­ni de al­dı.
Peş pe­şe ka­zan­dı­ğı se­çim­ler, ken­din­de bir gü­ven oluş­tur­du ve bu ger­çek yü­zü­nü or­ta­ya çı­kart­tı AK­P’­nin; ki­mi­le­ri­ne gö­re ise ge­li­nen nok­ta “tek ada­m” an­la­yı­şı­nın so­nu…

Va­at­le­ri­ne sa­dık kal­dı mı

Mu­ha­fa­za­ka­rım de­me­si­ne rağ­men AKP, mu­ha­fa­za­kar­lık­la il­gi­li pek çok şe­yi yer­le yek­san et­ti. Ne dev­let ge­le­ne­ği­mi­ze sa­dık kal­dı, ne mu­ha­fa­za­kâr­lı­ğın bi­za­ti­hi un­sur­la­rı olan saf de­ğer­le­ri­mi­ze…
Şe­hir do­ku­la­rıy­la ör­tüş­me­yen gök­de­len­ler, her yer­de yük­se­len ve kü­çük es­na­fı yok eden AV­M’­ler, hiç­bir mi­ma­ri es­te­ti­ği ol­ma­yan, Ana­do­lu­’nun ta­rih­sel mi­ma­ri ge­le­ne­ğin­den ko­puk, hat­ta ve hat­ta Es­ki Do­ğu Blo­ku­’nu an­dı­ran TO­Kİ ya­pı­la­rı, be­to­nar­me dört mi­na­re­li sö­züm ona Se­lâ­tin ca­mi­le­ri; AK­P’­nin mu­ha­fa­za­kâr­lı­ğı na­sıl an­la­dı­ğı­na bi­rer ör­nek­tir­ler.
AKP eleş­tir­di­ği ve kı­na­dı­ğı ne var­sa po­li­ti­ka­la­rı­na ta­şı­dı. Ken­di­ni des­tek­le­me­yen kar­şıt­la­rı­nı bir blok gör­dü; biz ve on­lar di­ye­rek hal­kı ku­tup­laş­tır­dı. Kö­şe ya­zar­la­rı­nın ki­mi kov­du­rul­du, ki­mi atıl­dı. Oluş­tur­du­ğu kor­ku me­ka­niz­ma­sı öy­le rad­de­ye var­dı ki, dar­be dö­nem­le­ri­ni ara­ta­cak bo­yut­la­ra ulaş­tı.
Baş­ka­la­rı­nın ya­şam tar­zı­nı aşa­ğı­la­yan söz­ler, din­dar-kin­dar genç­li­ğe ka­dar uza­nan söy­lem­ler­le bas­kı­cı bir tu­tum ser­gi­le­di. Sos­yal med­ya­yı ve genç­le­ri bir tür­lü se­ve­me­di ve twit­te­r’­ı ka­pat­tı.
Dev­let ku­rum­la­rı­nın do­ku­la­rıy­la oy­na­dı. Bin­ler­ce po­lis me­mu­run­dan tu­tun da, sav­cı ve hâ­kim­le­re ve Mil­li Eği­ti­m’­de­ki me­mur­la­ra ka­dar gö­rev de­ği­şik­li­ği­ni zul­me dö­nüş­tür­dü.
Hiç­bir si­ya­si gü­dü­mü ol­ma­yan, ter­te­miz his­ler­le yo­la çık­mış Ge­zi pro­tes­to­la­rı­nı mar­ji­nal­leş­tir­di. Ge­zi­ci­ler ça­pul­cu, ço­cuk­lar te­rö­rist, ölü­sü­nü uğur­la­yan­lar ise nek­ro­fil ilan edil­di.
12 yıl­dır kol ko­la yü­rü­dü­ğü ve her fır­sat­ta öv­dü­ğü, ül­ke­miz­de ya da ulus­larara­sı alan­da yap­tık­la­rı tüm ça­lış­ma­la­rı mad­di ma­ne­vi des­tek­le­di­ği Ce­ma­at; 17 Ara­lık Yol­suz­luk Ope­ras­yo­nu­’y­la bir­lik­te, Haş­ha­şi­ler/Sü­lük­ler/Pa­ra­lel ya­pı ol­du.
Kı­sa­ca­sı; biz, ra­kip­le­ri­miz de­di­ği­miz ge­liş­mek­te olan ül­ke­ler ara­sın­da eko­no­mik an­lam­da ge­ri kal­mış­ken gü­ya bi­zi he­def alan kü­re­sel güç­le­rin, ye­rel düş­man ya­rat­ma po­li­ti­ka­la­rı bu­gün AKP sa­ye­sin­de ger­çek­leş­miş­tir.

Ke­fen giy­mek de ne­yin ne­si

Ku­r’­an ayet­le­riy­le dal­ga ge­çen ba­ka­nı­nı, ken­di­ni ulûhi­yet ma­ka­mı­na çı­kar­tan par­ti­li­le­ri­ni gör­mez­den ge­len Baş­ba­kan, oy de­po­su ola­rak gör­dü­ğü ce­ma­at ve ta­ri­kat­la­ra “Biz ol­maz­sak, siz de ol­maz­sı­nı­z” di­ye­rek “düş­ma­n” oluş­tur­ma­yı seç­me­ni nez­din­de de de­vam et­tir­di.
Baş­ba­kan di­li­ne do­la­dı­ğı Men­de­re­s’­in, oğ­lu­na “Ben si­ya­set­te ve dev­let hiz­me­tin­de bu­lun­du­ğum sü­re­ce se­nin ser­best ha­yat di­ye bir dü­şün­cen ol­ma­sın, ti­ca­ret ya­pa­maz­sı­n” di­yen uya­rı­sı­nı gör­mez­den gel­di.
Cum­hu­ri­yet ta­ri­hi­miz­de kar­şı­laş­ma­dı­ğı­mız rüş­vet, yol­suz­luk, ir­ti­kâp id­di­ala­rıy­la çal­ka­la­nır­ken AKP, ga­rip bir te­cel­li “ke­fe­n” gi­yen genç­ler çık­tı. Şe­hit­lik, va­ta­nı mü­da­fay­la anı­lan bir ger­çek­lik­ken, si­ya­si mü­ca­de­le­nin bir par­ça­sı olu­ver­di bu dö­nem­de… Üs­te­lik sa­va­şın adı da ko­nul­du: İs­tik­lal Mü­ca­de­le­si! Mil­let mil­le­te mi kar­şı ya­ni! Yi­ne “düş­ma­n” si­ya­se­ti, yi­ne kav­ga si­ya­se­ti…
Baş­ba­kan tüm ay­rış­tır­ma­la­rı ya­par­ken, tev­hi­din “bir­li­k” esa­sı­nı gör­mez­den gel­di an­cak yi­ne de İs­la­m’­ı di­lin­den dü­şür­me­di!
AKP, po­pü­lüst po­li­ti­ka­la­rıy­la, ik­ti­da­rı­nı ko­ru­mak için, ha­ya­li düş­man ya­rat­ma po­li­ti­ka­sı­nı abart­mış ve önü­müz­de­ki yıl­lar için ka­lı­cı ha­sar­la­ra ze­min ha­zır­la­mış­tır.
AK­P’­nin elin­den bu ko­zu al­ma­lı mu­ha­le­fet­te­ki par­ti­ler… Top­lum ise de­mok­ra­tik yol­lar­dan tep­ki­si­ni or­ta­ya koy­ma­lı. Çün­kü Tür­ki­ye he­pi­mi­zin.

Di­ya­net din­dar­lık öl­çe­bi­lir mi?

Ayşe SUCU

Ayşe SUCU

“Va­tan­daş Mem­nu­ni­ye­ti An­ke­ti­”n­de yurt­taş­la­rın din­dar­lık dü­zey­le­ri­ni ölç­mek için Di­ya­net İş­le­ri Baş­kan­lı­ğı de­nek­le­re şu so­ru­la­rı yö­nelt­miş:
“Di­ni bil­gi­le­ri­niz açı­sın­dan ken­di­ni­zi na­sıl de­ğer­len­di­rir­si­niz?”
“Ken­di­ni­zi ne ka­dar din­dar bu­lu­yor­su­nuz?”
Bu so­ru­la­ra ve­ri­len ce­vap­lar­dan çı­kan so­nuç; yüz­de 9 “çok din­da­rı­m”, yüz­de 63,1 “din­da­rı­m” yüz­de 21,6 ise “ne din­da­rım, ne de­ği­li­m”; yüz­de 4,7 “din­dar de­ği­li­m”, yüz­de 1,1 de “hiç din­dar de­ği­li­m” ol­muş.
Di­ya­net bu an­ket üze­rin­den ne­re­ye var­mak is­ti­yor, bi­le­mem. An­cak, bu so­ru­la­rın ne ma­na­ya gel­di­ği­ni an­la­mak­ta zor­luk çek­tim! Bi­rin­ci­si “bil­gi­” ve “din­da­r”­lık­tan ne kas­te­di­li­yor? İkin­ci­si, so­ru­yu so­ran ne­yi ta­ban ala­rak so­ru­yor; ken­di­si­ne so­ru so­ru­lan ise bun­dan ne an­la­ya­rak ce­vap­lan­dı­rı­yor? Şu­ra­sı bir re­ali­te ki, her­ke­sin din­dar de­di­ği din­dar ol­ma­ya­bi­lir, ak­si­ne de­me­di­ği de din­dar ola­bi­lir. Kal­dı ki ne­yi ney­le öl­çü­yo­ruz? Her­ke­sin din­dar­lık al­gı­sı, an­la­yı­şı fark­lı fark­lı­dır. Bu nok­ta­da ki­şi ne ken­di­ni de­ğer­len­di­re­bi­lir, ne de bir baş­ka­sı­nı.
“Din­dar de­ği­li­m”, “hiç din­dar de­ği­-li­m”, “az din­da­rı­m” hem öy­le­yim hem böy­le şık­la­rı da ne de­mek? Din­dar­lık ol­gu­su­nun pa­muk ip­li­ği­ne bağ­lı bir bi­çim­de kav­ram­sal ola­rak di­le ge­ti­ril­di­ği­ni gö­rü­yo­ruz. Din­dar­lık öl­çü­le­bi­lir bir ol­gu mu­dur ki, in­san ken­di­ni, çok din­da­rım, az din­da­rım şek­lin­de ta­nım­la­sın? Her şey­den ön­ce din­dar­lık de­di­ği­miz ol­gu, key­fi­yet­le/ni­te­lik­le il­gi­li bir du­rum­dur. Ni­ce­lik üze­rin­den bir din­dar­lık an­la­yı­şı oluş­tu­ru­la­maz. Açık ol­ma­yan, be­lir­siz­lik­ler üze­ri­ne kur­gu­lan­mış, po­pü­list yak­la­şım­la­rın tam da bi­zi ge­tir­di­ği nok­ta!
Di­ğer bir hu­sus, din­dar­lık­ta be­yan esas mı­dır? Ben din­da­rım de­mek­le, in­san ne ka­dar din­dar olur? Kri­ter­ler ne­ler­dir? Ge­rek­li ve ye­ter­li ko­şul­lar var mı­dır? Me­se­la na­maz kıl­mak, oruç tut­mak ve hac­ca git­mek din­dar­lık için ka­fi mi­dir? Ne ya­zık ki ge­rek­li ko­şul­la­rı ye­ri­ne ge­ti­ren­ler, ye­ter­li ko­şul­la­rı da ye­ri­ne ge­tir­dik­le­ri­ni zan­ne­der­ler. An­ke­tin bun­la­rı ölç­me­si ise müm­kün de­ğil­dir.

Di­ya­net, Cum­hu­ri­ye­t’­le ya­şıt bir ku­rum­dur

Her in­sa­nı ya­kın­dan il­gi­len­di­ren, ca­nı­mı­zın yan­dı­ğı pek çok ko­nu­dan ha­re­ket­le ya­pı­la­cak an­ket­ler ola­bi­lir. Di­ya­net, tam da bu nok­ta­dan ha­re­ket ede­rek, hem bir ku­rum ola­rak ken­di­ni sor­gu­la­ma­sı­na ve ge­liş­tir­me­si­ne kat­kı sağ­la­ya­cak, hem de din­dar­lık al­gı­sı­nı din-ah­lak iliş­ki­si ze­mi­ni­ne çe­ke­rek, in­san­la­ra ken­di­le­ri­ni test et­ti­re­cek an­ket­ler dü­zen­le­ye­bi­lir.
Me­se­la top­lum­da “a­da­le­t” ve “hak­ka­ni­ye­t” duy­gu­la­rı na­sıl iş­li­yor? Ar­tan şid­de­tin al­tın­da ya­tan se­bep­ler ne­ler­dir? Ka­dın ko­nu­su­nu İs­lam dün­ya­sı ne­den çö­ze­me­di? Ka­dın, top­lu iba­det­ler­de, ca­mi­de, cu­ma­da, ce­na­ze­de ne­den yok? İn­sa­ni ge­liş­miş­lik en­dek­sin­de, dün­ya sı­ra­la­ma­sın­da alt sı­ra­lar­da yer al­ma­mı­zın “din al­gı­mız­la­” doğ­ru­dan bir iliş­ki­si var mı­dır?
Ya da, va­az­la­rın içe­ri­ği gü­nü­müz in­sa­nı­na hi­tap edi­yor mu? Ön­ce­lik ve­ril­me­si ge­re­ken hu­sus­lar ne­ler­dir? Ha­ya­tın prob­lem­le­ri kar­şı­sın­da Di­ya­net etik ve es­te­tik bir dil oluş­tu­ra­bil­di mi gi­bi so­ru­lar, ha­ya­ti­yet arz eden ve üze­rin­de ke­sin­ti­siz ça­lı­şıl­ma­sı ge­re­ken ko­nu­lar­dır.
Di­ya­net Cum­hu­ri­ye­t’­le ya­şıt bir ku­rum­dur… Cum­hu­ri­ye­t’­in ku­ru­luş po­li­ti­ka­la­rı­nın te­me­lin­de “mua­sır dev­let­ler se­vi­ye­si­ne­” eriş­mek var­dır. Sa­de­ce eko­no­mik an­lam­da de­ğil, her alan­da se­vi­ye kat et­mek… Gö­rü­lü­yor ki, ya­şa­dı­ğı­mız pek çok prob­lem, in­sa­ni ge­liş­miş­lik se­vi­ye­miz­le doğ­ru­dan il­gi­li­dir. Ka­dın er­kek iliş­ki­le­ri baş­ta ol­mak üze­re, her tür­lü iş­le­yiş­te cid­di an­lam­da bir de­ğer­ler bu­na­lı­mı, top­lu­mu sa­rıp sar­ma­la­mış du­rum­da­dır… Öy­le ki, sev­gi­nin, say­gı­nın, mer­ha­me­tin, şef­ka­tin, hoş­gö­rü­nün esa­mi­si okun­mu­yor. Tam da bu ko­nu­lar­da ken­di­si­ni sor­gu­la­ma­sı ge­re­ken bir ku­rum­dur Di­ya­net. Ulaş­tı­ğı in­sa­na bu de­ğer­le­ri ne ka­dar ve­re­bil­di ve ne ka­dar et­ki­li ola­bil­di? Cid­di an­lam­da dü­şü­nül­me­si ge­re­ken bo­yu­tu­dur. El­bet­te tek so­rum­lu­su de­ğil­dir ama pay­daş­lar­dan bi­ri ol­du­ğu göz ar­dı edil­me­me­li­dir. … Devamını Oku

Her vicdanı harekete geçirmelidir adaletsizlik!

Ayşe SUCU

Ayşe SUCU

Her dö­nem olan bi­ten kavgaların te­me­lin­de ya­tan ne­den­le­ri, “in­san onu­ru­” nu çiğ­ne­yip geç­me­nin ge­tir­di­ği so­nuç­lar üze­rin­den oku­mak müm­kün­dür.
İnanç, mez­hep, ırk, et­ni­si­te ve ben­zer tar­tış­ma­la­rı, ah­lak te­mel­li bir pers­pek­tif üze­rin­den ne­den ya­pa­mı­yo­ruz?
İs­ter bü­yük öl­çek­te İs­lam ül­ke­le­ri üze­rin­den dü­şü­ne­lim, is­ter ken­di ya­şa­dı­ğı­mız ay­rış­ma­lar üze­rin­den ko­nu­şa­lım…
Ya da tu­tuk­lu ga­ze­te­ci, ya­zar ve ko­mu­tan­la­rı ha­tır­la­ya­lım…
Her düz­lem­de dü­pe­düz in­san onu­ru çiğ­ne­ni­yor…
Evet, ne­den ah­la­ki bir ze­min­de bu­lu­şa­mı­yo­ruz? Bu­nu yap­ma­nın bir yo­lu bu­lu­na­bi­lir. Bu­lun­ma­lı…
Baş­ba­kan Yar­dım­cı­sı Bü­lent Arınç, “Top­lum­da bel­li gö­rev­le­ri, iti­bar­la­rı, say­gın­lık­la­rı olan ve­ya top­lum­da bu­gü­ne ka­dar yap­tık­la­rı gö­rev iti­ba­rıy­la bel­li nok­ta­la­ra gel­miş olan in­san­la­rın, de­lil­le­ri­nin ta­ma­mı top­lan­dık­tan son­ra tu­tuk­suz ola­rak yar­gı­lan­ma­la­rı­nın da­ha doğ­ru ola­ca­ğı­nı dü­şü­nü­yo­rum. Ama vic­dan­la­rı ka­na­tan iş, dört se­ne­dir, beş se­ne­dir tu­tuk­lu­lu­ğun ha­len de­vam et­me­si­di­r” di­yor.
Ye­ter mi ha­yır; cüm­le ek­sik… Ka­yıt­sız şart­sız hiç­bir va­tan­da­şa, bir un­va­nı, bir eti­ke­ti ol­sun ya da ol­ma­sın hiç­bir in­sa­na hak­sız­lık, ada­let­siz­lik, zu­lüm ya­pıl­ma­sın de­nil­me­li­dir. Ya­pı­lan yan­lış bir ha­re­ket, tek bir in­sa­na da­hi ol­sa, tüm vic­dan­la­rı sız­la­tı­yor ve ha­re­ke­te ge­çi­ri­yor­sa ada­let var­dır. İm­ti­yaz­lı ada­let ol­maz. İm­ti­yaz­lı pay­la­şım ol­maz. İm­ti­yaz­lı gö­rev da­ğı­lı­mı ol­maz. Her hak­sız­lık hak­ka bir dar­be­dir. Her in­ci­ti­len zi­hin; bil­gi­ye, ir­fa­na, hik­me­te bir zu­lüm­dür. Her küs­tü­rü­len kalp, ha­ya­ta atı­lan neş­ter­dir.

İn­san­ca ba­ka­bil­mek çok mu zor

Ye­ter ki is­te­nil­sin; ye­ter ki ön­ce “in­sa­n” de­nil­sin. Dev­let ve top­lum ola­rak bu an­la­yı­şa yat­kın bir kül­tür­den ge­li­yo­ruz. İn­sa­nın do­ğa­sı­na uy­gun, bü­tün­leş­ti­ri­ci ve hat­ta çok da­ha ko­lay olan bu an­la­yı­şa bi­ga­ne­li­ği an­la­mak ger­çek­ten zor!
İl­ke üze­rin­den ko­nu­şul­ma­dı­ğı ve­ya de­ğer­ler dik­ka­te alın­ma­dı­ğı sü­re­ce han­gi ze­min­de tar­tı­şır­sak tar­tı­şa­lım, son tah­lil­de in­sa­nı ren­ci­de ede­cek so­nuç­la­ra va­rı­la­cak­tır. Ni­te­kim bü­tün po­le­mik­le­rin bi­zi da­ha da ger­di­ği­ni ve de­rin ku­tup­laş­ma­la­ra sa­vur­du­ğu­nu gün be gün iz­le­mi­yor mu­yuz?
Asıl olan “il­ke­”ler­dir. Üst de­ğer­ler üze­rin­den bir dil oluş­tu­rul­ma­lı ve bu­na uy­ma­yan ne var­sa, as­la ta­raf tut­ma­dan, o par­ti­nin bu par­ti­nin ba­kı­şı de­nil­me­den; oy kay­gı­sı, ma­kam, ve­kil­lik vb. he­sap­la­ra ye­nik dü­şül­me­den, ge­ri­si dı­şa­rı­da bı­ra­kıl­ma­lı­dır.
Ne­re­den baş­la­nı­la­ca­ğı­na ge­lin­ce:
El­bet­te ön­ce si­ya­si­ler, ka­na­at ön­der­le­ri ve kuş­ku­suz on­la­ra yön ve­ren ba­sın ve ya­yın or­gan­la­rı tam da bu nok­ta­da sa­mi­mi ol­mak du­ru­mun­da­dır­lar. Açık, net ve doğ­ru bil­gi­len­di­ril­mek bu top­lu­mun en ta­bi hak­kı­dır. Ak­si tak­dir­de ya­şa­yan yet­miş beş mil­yo­nun ve­ba­li­ni ta­şı­ya­maz­lar; top­rak­la­rı­mız al­tın­da ya­tan yüz bin­ler­ce şe­hi­di­mi­zin hak­kı­nı öde­ye­mez­ler. … Devamını Oku

Son Yorumlar

  • Ömer AKBIYIK: Sayın Ayşe Sucu,Sizi bu sabah (bizim saatimizle),internet üz...
  • önder: Sizin yazılarınızı zevkle ve ibretle okuyup oğluma dahi öne...
  • İlker Tuncay: Aynen katılıyorum. Özellikle Diyanet Teşkilatının tamamen si...
  • muhammet: çok güzel yazmış...
  • turgut: Ayşen hanım merhaba..Yazılarınızı takip ediyorum.Azminize ce...