Anasayfa » Röportaj » Okuduğunuz Yazı:

PROF. YAŞAR NURİ ÖZTÜRK İLE RÖPORTAJ

15 Ağustos 2012 Röportaj 4 Yorum
 ( SÖZCÜ GAZETESİNDE YAYINLANAN RÖPORTAJIN TAM METNİ )

Söylemleriyle kendinden en çok söz ettiren ilahiyatçı O… Ve en çok okunan… Sadece Almanya’da verdiği konferans sayısı binleri geçti. Yurt içi ve yurt dışı konuşmalarının sayısını kendisi de bilmiyor. Almanca, Fransızca, Farsça, Arapça dillerinde çalışmaları var. Fransa ve Amerika Üniversitelerinde dersler verdi.

Time dergisinin gerçekleştirdiği “20. Yüzyılın En Önemli Kişileri” arasında yedinci sırada yer aldı…  Öğretim üyeliği, dekanlık, milletvekilliği, parti başkanlığı, köşe yazarlığı, televizyon programları onlarca eser vermesine mani olmadı.  Sekseni aşkın yayınlanmış eseri var. Kendini  “ben vedût bir adamım” şeklinde tanımlıyor. Yüz, yüzeli baskı yapmış pek çok kitabı.

Basında sıkça yer aldığı daha ilk dönemlerde, ezber bozucu söylemleriyle binlerce hayranı oluştu. Zaman zaman gelen soruların düzeyiyle doğrudan ilgili olarak, sertleşti. Fakat eleştirilere aldırmadı; anlaşılmayacağı o yerde tartışma alanını kapattı.

Sevenleri sevmeyenlerinden daha çok… Yaşarken “ekol” olan ender şahsiyetlerden!

Muhteşem boğaz manzaralı evinde uzun uzun konuştuk Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk Hocayla. Büyük bir ameliyat sonrası, performansı son derece iyiydi… Hani sormaya devam etseydik, bıkmadan yorulmadan konuşmaya saatlerce devam edecek gibiydi. Sağlık ve uzun ömürler dileyerek sözü Üstada bırakalım…

DİYANET MESAJLARIMDAN ETKİLENDİ.  ÖNCE KARŞI ÇIKTI, SONRA KABULLENDİ!

İyi bir kalem, güçlü bir hitabet ve farklı sahalarda pek çok başarı! Bu bir lütuf mu?

Onların hepsi benim işimin icabı… Tabii ben velud bir adamım. Çok çalıştım ve çok rasyonel çalıştım. Zamanı çok rasyonel kullanan bir adamım. Onun dışında çok velûd bir adam oldum. Kalem sahibi olarak. Galiba,  biraz da Kur’an ı Kerim bana lutufta bulundu. Beni iltimas etti. Buna da inanıyorum. Bir ilahiyatçı arkadaşımız bunu Vecdi Aksakal’a söylemişler. Vecdi Bey de “kardeşim demiş işin esası şu, Kur’an Yaşar Nuri’ye verdiğini bize vermiyor. Ben bundan tabii çok büyük haz duyuyorum. Demek ki Kur’an’ı Kerim benim sadakat ve hizmetimden emin.

Bir duruş sergilediniz ve “ekol” oldunuz …

Amerikalı birisi benimle ilgili diyor ki “bu adamın getirdiği fikirlerden Türkiye’de 5 tane ekol çıktı” Ve bir şey daha söylüyor “bugünden sonra Türk İslam İlahiyatıyla ilgili kim dinlenecek bir laf söyleyecek olsa bu adamın lugatini kullanacak. Başka bir çaresi yok. İtiraf etsin etmesin. ”

Sizin kitaplarınızla 80′li yıllarda tanıştım. Özellikle biz İmam Hatipliler ve İlahiyatçıların ezberlerini bozdunuz. Zihinlere takılıp kalan konularda, devrim niteliğinde sözler söylüyordunuz…

Rahmetli Ahmet Kabaklı’nın bir sözünü hatırlamak isterim. Kavaklı dedi ki, fikir yeni, persfektif yeni,  bunlar yetmiyor. Kardeşim ayakkabısının bağından saçının teline kadar herşeyi yeni. Kavaklı bunu bizzat bana, onun vakfında bir konferans istemişti benden. Orada bir sohbet ettik. Sohbet sırasında söyledi. Ayakkabısının bağından saçının teline kadar her şeyiyle yeni.

 Bu zaten bir bütün değil mi? Yani söylem, kılık kıyafet, hayata bakış…

Tabi canım, hayatımda spor var, estetik var. Musiki var. Meşk var. Var da var.

Büyük bir mücadele başlattınız. Bu mücadeleniz, Diyanetin söylemleri, meslektaşlarınız ve toplumda yaşanan dindarlıkla oldu…  

Öyle bir mücadele, öyle bir karşı taraf seçmedim. Ben işimi yaptım. Ama kurullar ve kişiler burada kendilerini taraf olarak gördüler. Mesela Diyanet benim mesajlarımdan etkilendi. Ve karşı çıktı. İlk tavrı daima karşı çıkma tavrıdır. Ama 1 ila 10 sene arasında hesap yaptım hepsini kabul etti. Ve onları kabullendi, mesajları savunmaya başladı!

Bunu nasıl yorumluyorsunuz?

Büyük fikir adamlarının kaderi budur… Ne büyük şanslı adamım ki 1 ila 10 yıl arasında bu iş oldu. 100- 200-300 yıl bekleyenler var. Ben bunları sağlığımda hayatımda gördüm. Asırlar geçiyor üzerinden de, ondan sonra bir adamı anlıyorlar. Biz bunları gördük yaşarken,  geçen sene karşı çıkıyordu; şimdi kabul ediyor diyebiliyoruz.

Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk

TÜRKİYE’NİN MUHAMMET İKBAL’İ

İslam ülkelerinde mücadele vermiş, yenilikçi isimler geliyor aklıma. Muhammet İkbal, Fazlur Rahman, Ali Şeriati, Muhammet Arkoun ve diğerleri. Mücadelenizi ve ortaya koymuş olduğunuz fikirlerizi dikkate alarak, kendinizi nasıl konumlandırırsınız?

Ben  düşünce hayatımda İkbal’i rehber edinmiş insanlardan biriyim. Belki  İkbal’i yeniden canlandıran en önemli adamım. Çünkü İkbal’in fikirlerini benim kadar yeniden hayata geçiren görmedim. Ve İkbal’in bir rubaisi var; diyor ki “Ben bir ses getirdim. Bu ses gitti. Artık ben gidiyorum. Bundan sonra bu ses yeniden canlanır mı canlanmaz mı bilemem” diyor. Ben ona cevap olarak bir rubai yazdım. Kitaplarımda var. Canlanacak dedim büyük İkbal, mahzun olma emin ol. Ve öyle oldu. Bunu yaptım. İkbal’in devamı bir ekoldür. İkbal son 7 -8 yüzyılın en büyük İslam düşünürü. Ve ben onun hasretine cevap olan bir düşünce adamı olduğuma inanıyorum.

Toplumun alt katmanlarında dindar insanlar vardı ve din ile sadece onlar ilgilenirler gibi bir hava da söz konusuydu. Siz bunu bozdunuz. Dinle ilgilenmeyenlerin meclisine din kavramını soktunuz. Bu aslında çok önemli bir başlangıç sizinle başlayan… Hurafeler ve boş inançlarla yaptığınız mücadeleyle dine hareketlilik getirdiniz. Dinin sosyal boyutunu tartışmaya açtınız…

Çünkü o yok edildi. Fatiha Suresi dinin dikey boyutu, Allah ile münasebet. Onu Kur’an özellikli kılıyor. Ama bir tane daha sure var ki, o da İslam’ın yatay boyutunu ele alan Maun Suresi. Bin yıl Maun suresi örtüldü. Tipik bir inkârdır. Maun suresini Kur an’ dan çıkaracak halleri yok. Yok ettiler. İşte ben Maun Suresi kitabımla, o bin yıllık şalı yırttım. Şimdi Maun suresi Türkiye’de bir devrim oldu.

Kitaplarınızda hangi kavramı merkeze alıyorsunuz?  

İnsan hakları. Çünkü bakın klasik fıkıh, Emevi’nin yozlaştıramadığı mesajlarını dikkate alırsak Allah hakları tabirini, kamu hakları anlamında kullanılır. Kur an’ın Allah’ı nedir? Bu sadece Fatiha suresinde, ibadet ettiğimizi söylediğimiz Allah değildir. Onu da yozlaştırmışlar. Bir de, insan haklarının kaynağı ve mümessili olan bir kudrettir Allah. Bu yok, bunu yok ettiler. O Maun Suresinde ortaya konulmuş.

DİNİ SALTANATLARINA UYARLADILAR!

Burada  Tanrı tasavvuru  problemimiz yok mu?  

Çok var.  Bu gün Müslümanın adını Kur’an dan aldığı, ama hayata Mekke müşriklerinin zihniyetiyle soktuğu bir Allah karşısındayız. Tevhidin Allah’ı değildir bugün camilerde tanıtılan. Mekke müşriklerinin Allah’ıdır. Yanında yedek ilahlar vardır. O gün Lat, Menat,Uzza idi. Bugün de şeyh efendidir, odur budur, türbelerdir vesairedir. Yani gayet ustalıklı bir şekilde, şirk kendisini İslami bir örtüyle kamufle etmiştir. Bugün Müslümanların İslam diye yaşadığı din, şirk şaibeleriyle maluldür.

Bu söyleminiz belli kitlelerde makes bulurken, bir kitle de var ki, şiddetle size ve söylemlerinize karşı çıkıyor. Karşı çıkışın altında yatan ana espri nedir?

Efendim dini saltanatlarına uyarladılar.  Benim getirdiğim mesaj bu saltanatı rencide ediyor. Bu saltanattan nemalanan adamlar da, bundan tabii ki rahatsız olup karşı çıkacak. Onlara göre ben dinde reform yaptım. Peki, siz Maun Suresi’nin üstünü niye örttünüz. Şimdi bir kitap düşünün; temel ibadetlerinden biri olan namazı kılmayanları tehdit etmiyor onları lanetlemiyor. Ama aynı namazı kılıp da çıkarlarına alet edenleri lanetliyor. Maun Suresi bunu yapıyor mu, yapıyor. Ne yapalım bu sureyi?  Eee senin hepsini söylemen şart mı? Bir kısmını da söyleme diyorlar.

Tam da yeri gelmişken,  küçük meclislerde konuştuklarını ilahiyatçılar daha büyük meclislerde ya da medyada konuşmaktan neden çekiniyorlar?

Kapı arkasında konuşuyorlar ama. Allah razı olsun diyor benim profesör meslektaşım boynuma sarılıyor. Söyle bunları diyor. Yav dalga mı geçiyorsun sen benimle. Sen neden söylemiyorsun… Bizi katma bu işe, ama bunları birinin söylemesi lazım diyor. Bakar mısın! Bunu yapan arkadaşlarımız çok.

Buradaki ana problem nedir?

Büyük fikir adamları, ben buna yaratıcı ruh diyorum, bir aksiyon adamı kolay bulunmuyor. Onu siz diplomayla bilgiyle falan yani o tarihin diyalektiğinin çok az insana verdiği bir meziyet, vizyon ve özelliktir. Onu büyük yaratıcı fikir adamı hisseder ve icabını yapar ve onu hiç kimse engelleyemez. Siz arıya bal yapma diyemezsiniz. Büyük yaratıcı fikir adamına da,  bunları söyleyemezsin diyemez. Bana hiç kimse hiçbir şekilde maun suresinin gerçeğini anlatma diyemez. Yaptıramaz.

Statükoya dokunsa da, ya da birileri rahatsız olsa da…

Statükoya dokunmak ne demek Ayşe Hanım, statükonun canına okudu. Maun Suresi ne biliyor musunuz? Statükonun mabedini yerle bir etti. Ben Maun Suresini, bazen okuyorum ve kendimi kaybederek yahu bana kağıt kalem verin not alayım diyorum. Sonra kafayı mı yedin kendi kendine,  bu kitabı sen yazdın neyi not alıyorsun. 10 sayfa 15 sayfa okuyorum. Kaybetmişim kendimi not almaya başlamışım!

İMAM HATİPLER SİYASALLAŞTIRILDI!

İlahiyat  camiyasını ve Türk entelijansıyasını nasıl görüyorsunuz?

Hiçbir şeyde ümitsizliğe düşmek olmaz. Çok güzel insanlar, çok iyi mesajlar veren insanlar çıkıyor. Fakat geneli itibariyle İlahiyat camiası son 20 yıl içinde maruz kaldığı büyük istismarın tahribi ile çok aşındı. Yani düşünün İmam Hatip Mekteplerinin ki ben de o mektep mezunuyum; oraya siyaset elini soktuktan sonra bozuldu.Yani benim içinden geldiğim İmam Hatip zihniyet ve hukuku devam etseydi, inanın, Türkiye’nin çevresi başka olurdu. O İmam Hatip neslini katlettiler, yok ettiler.

EMPERYALİZM TÜRKİYE’DEN İNTİKAMINI ALDI!

Mümtazer Türköne bir yazı yazdı. İmam hatipler artık devrini bitirmiştir şeklinde. Hemen arkasından Ali Bulaç yazdı…Farklı bir bağlamda tartışmalar sürüyor.

İmam Hatipleri isim vermek istemiyorum, zehirle katlettiler. O zehir neydi biliyor musunuz?  İlim o kadar önemli değil. İlim şeytanda da var. Dava adamı olun. İmam hatip nesli, benim neslim yükselmek itibar kazanmak ve gururlanmak için, bir tek gerçek biliyordu. İlimde yükselmek. İmam Hatip ruhunu arka bahçe yapanlar bu ruhu katletti. Dava adamı nedir? Sana uşaklık eden adamdır. İşte orada bitti iş.  O uşaklığın Türkiye’yi nereye getirdiğini şimdi görüyoruz. Diyemediler ki o uşaklığın sonu emperyalizme uşaklığa çıkar. O tezgâh öyle kurulmuştur. Hepsi buna alet olmuştur. Kıldıkları namazların idraki içinde değiller. “Namazlarından gafildirler” diyor ya Maun Suresinde işte o. Tuttukları yolun sonunda emperyalizme uşaklığa çıktığını anlamadılar. İşte Türkiye bugün geldiği yer oradır. Bu gün Türkiye adı konmamış bir sömürge durumundadır.

Hiç kimse, ekonomik rakamlar şunlar bunlar demesin. Geçin bunları. Sömürge durumundadır ve Cumhuriyetin getirdiği şahsiyet aydınlık kelimeleri özellikle seçiyorum, akılcılık göçürülmüştür. Emperyalizm Türkiye’den, bunları çürüterek intikamını aldı. Kurtuluş Savaşını, cephede kaybettiği savaşın intikamını bu şekilde aldı.

Ünlü sosyolog Şerif Mardin, Cumhuriyet öğretisi, “iyi, doğru güzel”İslam’ı değer yargılarına alternatif  “anlam rejimi” üretememiştir dedi… Hayli tartışılan bir konu…

Bakın, Şerif Mardin, büyük tutarsızlıkları olan ve İslam konusunda çok büyük yanlışlara doğru diyen bir adam. Onun için tespitlerine fazla güvenmiyorum. Hemen bütün kitaplarını okudum. Bir programda da, bir konuyu tartışma durumunda kaldık. Şimdi düşünün söze başlarken Seyyid Kutup’u tarikatçılığın mümessillerinden biri olarak lanse etti ve fikirlerini, savunacaklarını bunun üzerine oturttu. Bu tabii korkunç bir bühtan… Bir bilim adamı için bu hakikaten korkunç bir yıkım. Seyit Kutup’u tercüme ettim. Meşgul olduğum bir insan . Tasavvufa karşılığı ile hele tarikatlara düşmanlığı ile maruf bir adamdır. Siz onu tarikat zihniyetinin öncüsü diye tanıtıyorsunuz. Şimdi böyle bir adamın ben İslam’la ilgili hangi tespitine güveneceğim. Kitapları baştan sona yanlış tespitlerle doludur. Ama bir ekibi İngilizceye aktarıp orada savunmak için destek görmüş bir adamdır. Ben onun ilim ve fikir adamı olarak tespitlerine hiçbir değer vermiyorum.

 

Ayşe Sucu – Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk

DİN ÇÜRÜTÜLDÜ!

Muhafazakarlar üç dönemdir iktidarda…  Ama yapılanlar ve yaşanılan dindarlık, pekçok çevre tarafından tartışılmaya açıldı. Hatta İslamcı camia son günlerde hararetle tartışıyor; “gardrop Kemalizmi” eleştirilerinin yerini “gardrop İslamı” aldı. Ne dersiniz?

Ben, Türkiye’de son yıllarda dindarlığın geliştiği yolundaki kanaat ve iddiayı asla kabul etmiyorum. Bunu söyleyenler ya kasten bunu yapıyorlar. Hesapları ve siyasetleri böyle gerektiriyor. Ya da işin hiç farkında değiller. Türkiye’de son yıllarda din çürütülüyor. Din çürütüldü. Ku’an’ın din dediği dine ruh olarak bize tanıttı. Korunmasını istediği ne varsa çürütüldü. Siz camii sayısının artmasını dinin gelişmesi ve dindarlık mı sayıyorsunuz. Hayır. Hz. Peygamber de Kur an da, bunu dinde çürümenin bir alameti olarak görüyor. Niye söylemiyor bunu kimse? “Bütün ümmetlerin felaketleri mescit yapma yarışıyla başlamıştır. Benim ümmetimin felaketi de böyle başlayacaktır” diyor. Bunu diyen peygamberdir. Niye söylemiyorsunuz?

Bugünlerde dev camii tartışmaları da yapılıyor…

Hiç birinde namaz kılınmaz bunların. Zarar (mescid_i dırar)mescididir bunlar. Kur’an-ı kerim bunları vermiş. Bunların hiçbirinde namaz olmaz. Dolayısıyla Türkiye’de din hayatı, din çürütülüyor. Emperyalizmin hesabı budur. Emperyalizm İslam’ın esas ruhu olan, zulümle mücadeleyi felç etti. Sadece gardiyansız hapishaneler haline getirdiği camilerde bloke ettiği bir takım adamların dinine döndürdü. Olay budur.

Peki geriye dönük bir tahlil yaparsak, ne tür hatalar yapıldı?

Burada ortak felaket Kur’ansızlıktan kaynaklanıyor. Kendilerini dindar diye tanımlayanların, dininin omurgasında Kur-an yok. İslam’ı bir biçimde eleştirenlerin de Kur-an dan haberleri yok. Dolayısıyla saldıran neye saldırdığını bilmiyor. Savunan neyi savunduğunu bilmiyor. Böyle enteresan bir tezgah kuruluyor. Alan memnun, veren memnun… Birileri İslam adı altında bir şeylere sövüyor. Birileri de, onun savunuculuğunu yaparak paye topluyor orada. Yani herkes durumdan vazife çıkardı. Burada Cumhuriyetçi Atatürkçü geçinenlerle, din adına Cumhuriyete ve Atatürk’e tan edenlerin hesapları aynıdır. İkisinin rahatsız olduğu şey de Kur’an’ın dinidir. Ben bunu şöyle ifade ediyorum. Dinin tümüne karşı olanlar, dinin hakikatine karşı olanlar. Türkiye de dindar kalmadı, bakın dindar başka bir şey. Türkiye’de nüfusun yüzde yarımı biri kadar dindar olsa, bunlar olmaz.

Dindarı nasıl tanımlarsınız hocam?

Kur-anı din yapmış adam. Kur’an mümini. Dindar budur. Ben dindarım. Örnek mi istiyorsun canlı ben dindarım işte.

Fundamentalizm yani kökten dincilik ile sizin  Kur-an a dönüş anlayışınız arasında ne fark var?

O şahibeli bir kelimedir. O kelimeye bakarak ne kimseye öfkelenin. Ne de kimseyi övün. İki halde de hata edersiniz. Bir bakış açısına göre ben fundamentalistlerin başında geliyorum. Şimdi anlat bakalım. Evet din Kur’an olsun, Kur’an din olsun demek Fundamentalisse, amenna, ben hakikaten bir numaralı fundamentalistim. Din, Kur-an ın vahy edildiği zamandaki bedevi toplumunun hayat tarzını yaşamaktır anlamında fundamintalizm diyorsanız, lanet olsun ona. Ben onun düşmanıyım. Onun için batının önümüze atıp bizi dalaştırdığı bu tabirleri kullanmayalım. Ben kullanmam. Mesela ben gericilik tabirini hiç kullanmam. Ne olduğu belli olmayan bir tabirdir. Ben Kur-an dan aldığım tabir, Kur-an kendi eleştiri yapıyor. Allah ile aldatılmayın diyor. Gerici. Ne demek şimdi gerici. Dinle imanla hiç ilgisi olmadığı halde, en berbat gerici olduğunu tespit ettiğim insanlar var. Bu olmaz. Ama ALLAH ile aldatmak dediğiniz zaman, bu bellidir. Bunun kaçamağı yoktur. Efendim Maun suresi mücrimi diyorum. Yani Kur-an’sızlık illeti bizi mahvetti. Şimdi ben bu illeti aşmaya çalışıyorum. Kitaplarımda bir yandan fikirleri verirken, bir yandan da Kur’an ın dünyasının lugatını millete tanıtmaya çalışıyorum. Allah ile Aldatmak tabirini bu halka ben öğrettim. Şu Kur’an da defalarca var. Böyle bir uyarı var. İnsanlığın bütün kan ve felaketlerinin esas müsebbipleri, dini temsil edenlerdir diyor Kur-an. Bakara suresi 213, tarihin en büyük devrimi. Şimdi bunu bilmeden sen Kur-an’dan ne hayır göreceksin. Kur-an bunu söylüyor. Diyor ki “dini vahyi ve kitabı temsil ettiğini söyleyen adamlar insanlığı mahvetti yozlaştırdılar dini. Onun için din sınıfını, din kisvesini yok ediyor. Din adamı tabirini yok ediyor. İlimden başka üstünlük ölçüsü kabul etmiyor. Şimdi bunları Kur’an dan alacaksınız. Kur’an mümini diyoruz. Bu tabiri de Türkiye’ye sokan benim.

Kur-‘n’ın “müslümanım deyin ama müminim demeyin”. Ayetine bakalım. Çünkü iman sizin gırtlağınızdan aşağı inmedi. Nüfus kaydınızdaki kayda sığının. Toplumsal imkanlardan yararlanın. Gidin diyen ayeti de bu millete ben tanıttım. Yahu ne demek sen tanıttın Kur’an da yok muydu? Kur’an okuyan var mıydı ki? Maun suresi de Kur’an da vardı, namazda  okuyor onu, ama o surenin kendisini lanetlediğinin farkında değil. Senin gibi adamları lanetliyor. Kıldığınız namazı lanet vesilesi sayıyor bu sure bundan haberin yok senin.

ATATÜRK’E ÇULLANIYORLAR!

Yanlışlar uygulana uygulana bu makas açıldı…

Efendim bakın, bugün İslam adı altında Kur-an’ın ve peygamberin asla onaylamayacağı apayrı bir din oluşturulmuştur. En son bu dine emperyalizm, bir çeki düzen vermeye çalıştı. İyice kendi hesabına uydurmak için ve maalesef burada model ülke olarak da Türkiye’yi kullandı. Türkiye hâlbuki buna engel olacak bir numaralı ülkeydi. Niçin, Atatürk aydınlığı yüzünden… Onun için bakın dikkat edin Atatürk’e çullanıyorlar devamlı. Çünkü Kur’an’ın tek düşman ilan ettiği zulüm başta emperyalizme dikkat çekiyor. Atatürk’ün antiemperyalist karakteri batıyı çıldırtıyor. İslam’ın antiemperyalist karakteriyle Atatürk’ün uygulamalı antiemperyalist karakteri birleştiği zaman, batı ölümlerden ölüm beğensin. Bunu biliyor. Onun için Atatürk’ün mesajından, İslam dünyası istikamet pusulası çıkarmamalıdır diyor. O pusulayı kullanmaya başlarsa benim işim biter diyor. Şimdi Arap Baharı tabii Müslüman insanlara emperyalizmin bu yaptığı zulüm, ikiyüzlülükle tasvip edilecek bir şey değil. Fakat o Araplara da, dönüp sormak istiyorum ben. Kaddafi’sinden bilmem kimine kadar. Siz bir oturup muhasebe yapın.  İslam dünyası bir muhasebe yapsın.,. Eğer vicdanlı ve irfanlı bir muhasebe yaparsa, görecektir ki mutluluğu yakalamak üzere, olumlu bir adım attığında Atatürk’ün bıraktığı yerden başladığını görecektir. 100 sene de 200 sene geçse de budur. Bu çektiği acılar hele şu Arap baharı ıstırabının arkasından bekliyorum bu muhasebeyi yapsınlar. Ama yaptırmaz, batıl yaptırmaz Bakın Mısır’da yapsınlar bakalım. Mısır, İslam Dünyasında önderdir yetiştirdiği mütefekkirlerle, bunu kabul edelim. Hepimizin rehberi olan insanlar, o toprakların insanlarıdır. Allah hepsine rahmet etsin. Bakın Mısır’ı ne hale getirdiler. Pakistan. İkbal’i yetiştirmiş Pakistan. İkbal’in Pakistanı nerede, İkbalin Pakistan’ından 100 sene geride bugünkü Pakistan. Bir İngiliz diyor ki, “İkbal’i Batıllılar tam anlamadılar. Tam anlasalardı, İkbal İngilizlerin bilmem ne adasındaki zindanında çürüyerek ölürdü. Müslümanlar da İkbal’i anlamadı. Çünkü anlasalardı kurtulurlardı.” Şimdi İslam Dünyası ders aldığı zaman çıkacak, İslam Dünyasının kurtuluş ufku aydınlanıyor mu, çıkıp diyecek ki “yahu biz yanlış yapmışız. Biz bu Mustafa Kemal’in bıraktığı yerden başlamamız lazım” oradan başlamadan İslam dünyasının iflahı mümkün değil. Ve bunu harçlı emperyalizmi biliyor. Onun için Atatürk mesajının ışığının İslam Dünyasında belirleyici noktaya gelmesini asla istemiyorlar.

TÜRKİYE ATATÜRK’ÜN ANAVATANI OLMAKTAN ÇIKARILDI!

Türkiye’de son dönemlerde Atatürk’le ilgili çok ciddi bir yıpratma kampanyası…

Öyle deme o yetmez. Çünkü geçen de yazdım. Türkiye bugün Atatürk’ü yok etmenin ana vatanı konumuna getirilmiş. Atatürk’ün anavatanı olmaktan çıkarıldı. Atatürk’ü yok etmenin anavatanı.

Ben bu ekranları taradığım zaman özellikle Türk televizyon ve medyası Atatürk’e sövmek onu yok etmek için mi kuruldu diyorum.. Yaptıkları başka bir şey yok.

Yeni zamanlarda, mistik akımlara olan teveccüh hat safhada. Yazılan mistik aşk romanları,sufi şahsiyetlerin hayat hikayeleri,  her ortamda yapılan ve ilgiyle dinlenilen konuşmalar, kendini mutasavvıf olarak tanıtanlar, ropörtajlarda üstü kapalı kerametlerinden bahsedenler vb. Doğru ile yanlışın karıştığı bir dönemden geçiyoruz.

Başka ne bekliyordunuz. Bakın Türkiye’de katledilen şeylerden biri de ciddiyettir. Türkiye’de bir numaralı değer riya oldu. Kur’an dan bakıyorum ben Kur’an riyakarlığı şirkin en kahpe, en tehlikeli şekli olarak gösteriyor. Diyor ki “şirke saparsanız ürettiğiniz bütün değerler sonuçsuz kalır. ” Şirkin en tehlikelisi olan riyaya saparsanız ki Peygamberimiz ümmetim adına en çok korktuğum riya şirkidir diyor. Biri peygamber biri Kur’an. İşte Maun Suresi bunu yapmıştır. Din hayatı bugün Türkiye’de tam bir riyakarlık hayatıdır. Siyaset böyle. İş hayatı böyle. Senelerce müslümanlara Hacca, Kabe’ye Umre’ye sövmüş adamlar, bugün ihale ve kredi kapsın diye, uçaklarla Umre seferleri düzenliyor ve bunun çarşaf gibi reklamlarını yapıyorlar. Yarın madalyon başka bir şekle döndüğü zaman, yine başlayacaklardır, Mülümana, Hacca, Umreye sövmeye. Türkiye böyle çürütülüyor. Burada kim ne yapabilecekse, fikir pilanında bunu yapar. Başka da yapacağınız bir şey yok, hemen kafanızı koparırlar. Sistem öyle kuruldu. Emperyalizmin açık talimlatı var. İslam antiemperyalist omurgasından arındırılacak. Buna karşı çıkanlara imkan tanımayacaksınız. Bitti 1. Antiemperyalizmin uygulamalı ve başarılı örneği Mustafa Kemal İslam dünyasında tek. Onu yok edeceksiniz. Üçüncü bir şey daha var. Bütün bunlar yok edilirken bir tedirginlik korku unsuru gibi duran  ürperten bir güç var Türk Ordusu. Onu da işte iş göremez hale getireceksiniz. Bunların hepsini yaptılar.

KUR’AN DİNİ BİLİME DENETLETİR, BİLİMİ DİNE DENETLETMEZ!

Yine kıssacılık, hikayeler aldı başını gidiyor. Bergson’un bir sözü var: “İnsan zekasının, tabiata karşı masal üretme, tepkisidir” diyor. Şimdi insan hem masal üretiyor hem de o ürettiği masallara inanıyor. Mümin güvenilen ve güvenen insandır. Bu paradoksu neye bağlıyorsunuz?

Şimdi bakın Kur’an diyor ki benim getirdiğim dinde de komutan akıl olacak. Akıl her şeyde komutan olacak dinde de. Kur-an dini bilime denetletir. Bilimi dine denetletmez. Diğer dinlerle farkı Kur-an’ın budur. Bunu tersine çevirdiler. Aklı ve bilimi devredışı yaptınız mı din adına gideceğiniz yer İsrailiyet masallarıdır. Oraya gidiyorlar işte. Başka gidecekleri bir yer yok.

Aynı zamanda siz  bir tasavvuf uzmanısınız. Tasavvufun da akli bir aydınlanmaya ihtiyacı yok mu?

Kesinlikle

Bu alanda çalışmalarınız neden yok?

Ben bir insan ömrünün, bunca yıllık açığı her branşa ayrı ayrı tetkik konusu yaparak çözmeye yetemeyeceğini biliyorum. Onun için bir global tecdit hareketini esas aldım ben. Zaten kitaplarımdan biri de tecdittir yayınlanmadı o. Onu da yayınlayacağım. Ayrı ayrı, tek tek alt branşlara meseleyi hapsetmeden, Kur’an’ın büyük ufkundan bakarak yapılması gerekenleri yapmak istiyorum. Zaten müçtehitle müceddidin farkı da budur. Ben müceddidim anlamında bunu söylemiyorum, ama,  Hz. Peygamber Müslüman aydınlara, belli zamanlarda dini tecdit etme görevini yüklemiştir.  Ben de değirmenci değilim herhalde, ben de bu aydınların içindeyim. Yani benim gibi düşünenlerin, işte 40 yıldan beri Hüseyin Hatay’ın yaptığı nedir. Bir tecdit hareketidir. Biz de onun, fiilen olmasa da fikren öğrencileriyiz. Bunu gururla söylüyorum. Şimdi bu tecdit işinde, biz, tek tek branşları esas almadık. Ana koordinatları belirlemek lazım. Ana koordinatlar olmadan siz kalkıp da Tasavvuf anlatacaksınız, tarikatlar boğup götürüyor. Tasavvuf benim içinden geldiğim bir disiplin. Hayranı olduğum bir disiplin fakat Gazali’den sonra tasavvuf mu bıraktılar. Gazali geldi, aklı prangaladı, aklı prangalayınca tarikat tacı hırkası geldi. Kur’an ‘a dayalı o klasik devrin, o muhteşem tasavvuf mirasının üstüne oturdu bir sfenks gibi ve mahvetti.

Gazali ile ilgili iki farklı görüş var hocam. Özellikle son  kitabında daha akli daha rasyonel baktığını görüyoruz…

El- mustasfa’sı… Gazali’nin akla sövmediği dönemin ürünüdür. Çok güzel bir kitaptır muhteşemdir. Bugünkü Gazali imajıyla o kitabı yan yana koyamazsınız.

Türkiye genelinde, itikatta bir Türk bilgini olan Maturidi’ye bağlıyız. Bu düşüncede akıl din ahlak eşitlendiği halde, ne rasyonel bir din anlayışı oturtabildik ne de ahlaklı bir toplum…

Bakın, işin başı Maturidi’den önce İmam-ı Azam’dır. Bugün ehli sünnet mezhebinin kurucusudur diye lanse ettikleri İmam-ı Azam’ın, bugünkü yaşanan ehli sünnetle uyuşacak hiçbir tarafı yoktur. İmam-ı Azam Ehli sünneti başka bir şey. Bugünküsü başka bir şey. Bir defa İmam-ı Azam dışlanmıştır. Ona bağlı olarak İmam Maturidi, o da dışlandı. Maturudi ekolüne bağlıyız biz. Canım nereden bağlısın. Senin kaç asırdan beri, bütün din hayatını Eş’arilik kotarıyor. Eş’ari de sonunda, akla isyan ederek akla düşmanlığa sığınmış gitmiş bir adamdır. Maturudi’nin bizim din hayatımızda egemen ilkelerinden hangileri yürürlüktedir bana söyleyin. Hepsi Eş’ari’liğindir. Siz hem Gazali’yi baş tacı edeceksiniz hem de Maturudiyim diyeceksiniz. Nasıl olur, Gazali’nin hayatı onlara sövmekle geçmiş. Gazali Eş’ari’dir amelde  Şafii’dir neyse. Ama Eş’ari ekolünün adamıdır ve Muturudi’likteki  aklı egemen kılma orada barınamaz. Biz  Gazali’ye adapte ettiğimiz için tarikatlarla din hayatımızı, bizim dünyamızda da Maturidi’liğin  akılcılığı yoktur. Laf ola beri gele söylüyorlar.

ZULÜMLE MÜCADELE YOKSA İMAN DA, İSLAM DA YOKTUR!

Temelinde yatan şey nedir?

Esas akıl niye ötelendi. Dini saltanat ideolojisi yapmanız için aklı devre dışı bırakmanız lazım. Dini saltanat ideolojisine dönüştüren ilk kim? Emevi.

Yani siyaset devrede…

Saltanat ideolojisi. İmam-ı Azam buna karşı çıktı. Açın kitabımı okuyun. İmam-ı Azam’ın, Emevi ile mücadelesi ki sonra Abbasilerle devam etmiştir, neye dayanıyor buraya dayanıyor. Diyor ki ‘siz dini Arap saltanatının payandası yapamazsınız’ halka da dönüp diyor ki “bu adamların saltanatlarına payanda yaptıkları destek yaptıkları dini yaşamaktansa yaşamayın. Mücadele edin bunlarla. Hacca gitmeyin” diyor. 50 hacca gitmektense,  o paraları bu adamlarla verilen mücadelelere destek olarak kullanın. İthamlar belli İmam-ı Azam hakkında. Namazsız nizamsız bir din kurmak istiyor. Müşriktir. Yahudi’dir, deccaldır. İslam’ı yıkmak için özel tutulmuş adamdır. Bakar mısınız?

Hikaye anlatmıyoruz burada, bunlar bütün kaynakların önümüze koyduğu gerçeklerdir. İmam-ı Azam’ın çilesini tanımadan, siz akılcılığı tanıyamazsınız. Çünkü ilktir.

“İmanınız sizi kurtarır. Yanlız imanınızın zulümle mücadelede faal olması lazım” diyor. Hiç ibadetiniz olmasın, o önemli değil. İşte namazsız din kurmak istiyor dedikleri o dur. Çünkü Emevi dini, namazdan ibaret hale getirip Ümmeti Muhammedi camiilere hapsedip orada beyinlerini yıkayıp, orada bloke etmek istedi. Saltanatı için en uygun olanı buydu. Bugünkü dinciliğinde hedefi budir. Sus oturduğun yerde otur. İmam-ı Azam, hayır olmaz öyle. Namaz mamaz onlar hiçbir şeye yaramaz, zulümle mücadele var mı yok mu kardeşim. Şimdi ben bunu almışım, İkbal, bunu alarak, Milli mücadele Müdafai Hukuk zihniyetinin ve felsefesinin, İmam-ı Azam fıkhının bir uygulaması olduğunu, 1932′de söylüyor. Onu da değerlendirerek ben dedim ki, Müdafa-i Hukuktaki din iman anlayışı tamamen İmam-ı Azam menşeilidir. Yahu ne alakası var,  Atatürk’ü  İmam-ı Azam’la nasıl irtibat kurduruyorsun sen. Ben niye kurdurayım. Siyasi tarafını ele aldığın zaman, bunlar önümüze çıkıyor. İmam-ı Azam Bedir Harbine nasıl bakıyorsa, Mehmet Akif öyle bakıyor; Atatürk’te öyle bakıyor. Tarihin diyalektiği, bunlar önümüze konmuş. Atatürkle irtibat kurarken, Atatürk’ün fıkhi görüşlerini mi esas alıyoruz. Hayır zulümle mücadele diyor. Zulümle mücadele yoksa, İslam ve İman yoktur, İmam-ı Azam a göre. Müdafai Hukuka göre de böyledir. İşte “Kur’an penceresinden, Kurtuluş Savaşına Bakış” kitap özettir,  4 ciltlik kitap henüz yayınlanmadı.

Bir çevre bugünkü yaşanan dindarlığı, kavramların bilinmeyişini ve hatta yozlaşmayı Atatürk’e fatura etmeye kalkıyor! Siz de oradaki ana felsefeyi görememekle meseleyi ortaya koymaya çalışıyorsunuz. Yani kalkış noktası aynı gibi duruyor, halbuki…

Bakın görememek değil, Atatürk’e sövenlerin hiçbirisi bir fikirden hareket etmiyor. Talimattan hareket ediyorlar. Talimatı kim veriyor. Emperyalist kodamanları… Şundan anlayın bunu, bugün Atatürk’e en şerir şekilde küfür edenler senelerce Atatürk istismarı ile köşe olmuş adamlar kişiler kalemlerdir. Bunu fikir inanç imanla bir alakası olabilir mi? Yarın bunlar tekrar döner, Atatürk’ü joker olarak kullanmaya kalkar, tekrar ilahlaştırabilirler. Şaşacak bir şey yok. Şimdi işin gelip düğümlendiği yer, zulme fiilen bakın ama lafla değil, fiilen mücadele edeceksiniz. Bugün mücadele edilecek zulüm Müslümanların yönetimlerinin başına geçmiş Emevilerdir. Bu kadar açık. Haccı maccı bırakın, bunlarla mücadele edin diyor. İbadet orada. Aynı şey Müdafaa-i Hukuk zihniyetinde var. Efelerden birinin sözüdür “seccadeyi dür, tüfeği al, dağa çık” bunu biliyor emperyalist, bunu kırmak istiyor. Böyle bir İslam istemiyor. Onun yerine, namazını kıl, hanımının başını ört. Otur.

Son olarak İslam dünyasının neredeyse tamamında, kan, gözyaşı, zulüm, yoksulluk, yoksunluk var. Ne kadar, İslam’ın olmasını istemediği şey varsa hepsini görmek mümkün… Sözcü okurlarına son mesajlarınız neler olacak?

Herkese mesajım aynıdır. Bizim bugün bize anlatılan ve bu toplumda yaşatılan dinin Kur-an’ın getirdiği ve peygamberin gösterdiği din olmadığını bileceğiz. İki Kur-an’ dan aldığım ilhamla söylüyorum. Bu dini yaşamamak yaşamaktan Allah katında evladır. Daha fazla konuşturma beni Ramazan günü. Üç, Müdafa-i Hukuk zihniyetinin ve Mustafa Kemal’in, bıraktığı yerden devam etmesi lazım. Elle tutulur, açık reçete budur. Bunu sadece Türkiye’ye değil İslam dünyasına da söylüyorum. Bunu batı da biliyor. Onun için Mustafa Kemal’i yok etmek istiyorlar. Öyle yandaşlar bulmuş ki kendine, çıkıp bunlara dese ki emperyalistler, öyle ya, Anıtkabir’in yok edilmesini istiyorsunuz ama öyle bedava değil biz bunu yaparız, yalnız bir şartımız var, Kabe’yi de yok edeceğiz ikisi birden. Ben eminim, İslam Dünyasında ve özellikle Türkiye’de bu şartı kabul edecek alçakların sayısı çok yüksektir, Batı bunu biliyor. Bu kokuyu almasa bu kadar çullanmaz. Türkiye yazık ediyor kendine. Türkiye’nin, Müdafai Hukuk ruhuna sahip çıkmaktan başka selameti yoktur. İslam dünyasındaki dindaşlarına yardımı da bu yolla olacaktır. Gerisi hikaye…

Çok teşekkür ediyorum hocam. 

Currently there are "4 yorum" Bu yazıda:

  1. Ayla Arslan diyor ki:

    harika harika harika….. çok beğendim…. hocama sağlıklı uzun bir ömür diliyorum….ayşe’cim çok güzel bir iş çıkarmışsın … tebrik ediyorum….

  2. Onur diyor ki:

    Bu ülkenin yaşaması, güzelliğin, doğruluğun var olması için, Allah ikinize de uzun ömürler versin. İnşallah sizleri anlayan topluluklar oluşmaya başlar..

  3. Muzaffer Şarlı diyor ki:

    Hocam çok güzel açıklamalarda bulunmuşsunuz.Sizi anlayanlar çoğalmakta.Ben de bunlardan biriyim.Ayşe Sucu hanımefendiye de bu sohbeti sunduğu için de kendisine teşekkür ederim.Kendisini de saygıyla anıyorum.

  4. ilknur özbek diyor ki:

    hocam size teşekkürler, bize çok güzel pencereler açtınız yine, Ayşe hanıma da ayrıca teşekkürler röpörtajınız zihnimizi şenlendirdi

Bu Yazıya Yorum Yapın:







Son Yorumlar

  • Ömer AKBIYIK: Sayın Ayşe Sucu,Sizi bu sabah (bizim saatimizle),internet üz...
  • önder: Sizin yazılarınızı zevkle ve ibretle okuyup oğluma dahi öne...
  • İlker Tuncay: Aynen katılıyorum. Özellikle Diyanet Teşkilatının tamamen si...
  • muhammet: çok güzel yazmış...
  • turgut: Ayşen hanım merhaba..Yazılarınızı takip ediyorum.Azminize ce...